züraflar aşkına
filler döndü şaşkına
ben bir subay beklerken
çöpçü de girdi koluma
ayakkabım toz atar
çöpçü bana göz atar
gözün kör olsun çöpçü
niye girdin koluma
kedi camdan atladı
taşşakları patladı
bunu gören fareler
dans etmeye başladı
bugün babam koltuktan hızlıca kalkıp kapıya dokununca statik elektrikten dolayı parmağından kıvılcım çıktı ve azıcık çarpıldı. biz bunun muhabbetini yaparken anneannem “ne oldu?” diye sormaya başladı. ben de oturup statik elektriği anlattım, “seni hiç çarpmadı mı?” dedim. “yoo çarpmadı. ben öyle bi şey bilmem.” dedi. ben onun yalıtkan bir anneanne olduğunu düşünürken babam ağzımın payını verdi. “oğlum elektik onu bi tavana bi yere çarpacak ki çarpıldığını anlasın.” tam da tuvalete gidiyodum. tuvalette de güldüm, hep sağa sola işedim.
sora kız bana baktı, dedi “naber?” dedim “iyidir?” dedi “ee…” derken çat bitane tokat attım. “napıyon lan kaynatasını düdüklediğim?” dedim. ”ne vuruyosun yoaa!” diyerek üzerime yürüdü. ellerimi memelerine doğru uzattım. ”yaklaşma yoksa avuçlarıma dolarsın!” dedim. “bana böyle ordan burdan bulduğun salak video esprileriyle gelme lan!” dedim. yanağı kızarmış, sonra dayanamadı ağladı.
neyse işte yine yürüyoz, bu da yanımda felan. dedim “napak gidek mi kanka?”
“o nasıl bir cümledir ya?” dedi. “varoş musun nesin bee?” dedi. “eeh yeter ulan! bi boktan haberin yok mu kızım?” dedim. “internetle olan tek bağlantın facebook mu lan?” dedim. ”bana bak, sen çok olmaya başl” derken çaat geçirdim ağzına. “ne diyon lan liseli?” dedim. ağladı tabi gene. sağa sola baktım, bikaç kişi izliyo. “alın bunu” dedim. “topla topla topla” dedim. topladı çocuklar.
sora işte eve geldim falan. baktım haydarpaşa yanıyo. canım sıkıldı, aradım özür diledim. yoldaymış şimdi. ama vazgeçtim daha istemiyom onu. belki yanlışlıkla kafa atarım da gider yine heralde. hadi muah.
ilkokul 4. sınıfın yazıydı. babam eve gelip ortağının aldığı bilgisayardan bahsetmeye başladı. yılan oyunu varmış falan. deli gibi merak etmeye başlamıştım. sonra bir bankadaki bilgisayara yaklaşma şansı buldum. monitörle aramda 1 metre vardı. dikkatlice inceledim. monitör ufacıktı. klavyedeki ok tuşlarının oyun için yapıldığını düşündüm. bu alet bende olsa, mahalledeki çocuklara ne biçim hava atabileceğimi düşündüm. ne yazık ki bu an 3 saniye sürdü. dar pantolonlu, gözlüklü, koca götlü bir banka sorumlusu yanıma gelerek “şşşştttttt!” diyerek uzaklaştırdı beni. oysa ben terbiyeli bir çocuktum. zaten ona dokunma fırsatım vardı ama dokunmamıştım. egosu tavan yapmış götü boklu banka sorumlusu karı ise, “bilgisayar kullaniyöm ben, bahma. çeküüül karşümdan pis faküür!” edasıyla kovaladı beni. kızdım. arkamı dönüp elimi cebime soktum ve nah yaptım. çok ağır küfürler ettim. terbiyemden eser kalmadı.
sonra babama koştum. o günün akşamı yanımda yatmasını istedim. babamın tarihi çok sevdiğini biliyordum. hemen anlatmaya başladım.
“baba ben bilgisayar gördüm. çok güzeldi baba. ne yazarsan çıkıyo (yalan). osmanlının kuruluşu yazıyon şıp diye çıkıyo (taktik). hem ödevlerimde çok yardımı olur (klasik).” anlattım anlattım, sonra ağlamaya başladım. “baba çok istiyom nolur bana bilgisayar al.” burun çekmeler falan. babam da dayanamaz hiç. “tamam.” dedi. “iş yerindekini sana getirtirim belki.” mutluluktan havalara uçtum. lakin kısa sürdü. iş yerindeki bilgisayarı vermediler. çünkü lazımdı.
tanıdık bilgisayarcı aramaya koyulduk. akrabaların tavsiyesi üzerine birisiyle konuşmaya başladık. babamlar oturdular uzun uzun konuştular. adam “39 liraya veririm.” dedi. babam da “30 yap alırım.” konuşmalar uğraşmalar adam 1 lira aşağı indirmedi aleti. babam da sinirlendi. almaktan vazgeçti. bir gün eve geldi, elinde bir gazete. üzerinde de bir bilgisayar ilanı. sıfır hem de. satıldığı yer de evimizin 2-3 km aşağısı. çok sevindim. babam “haftaya gidip bakalım.” dedi (sanırım parası azdı). 1 hafta boyunca o sevinçle yaşadım. gün gelmişti, bilgisayarcının yanına gittik. bizi direk şirket sahibine götürdüler. adam anlatmaya başladı. “bilgisayar 748 mark. işlemci vıdı vıdı vıdı…” ben hiç birini anlamıyordum. “ses kartı olsun mu?” dedi. “o olmazsa şarkı dinleyemez miyim?” dedim. “dinleyemezsin.” dedi. “olsun o zaman.” dedim. “3 gün içerisinde evinize getirip kurulumu yapacağız.” dedi.
eve döndüğümüzde zaman geçmiyordu. 3 gün nasıl bekleyecektim? hayatım boyunca geçirdiğim en uzun 3 gündü. 3. günün akşamına bir telefon geldi. bilgisayarcılar arıyorlardı, bizim evi bulamamışlardı. aslında kolay bir yerdeydi ama birileri onları yanlış yönlendirmişti. derhal 2 arabayla yola çıktık. biz ararken diğer araba adamları bulup eve getirmişti. evden haber geldi, “adamlar burada, gelin.” diye. hemen eve gittik.
bilgisayar masam falan yoktu. zaten evler için üretilen bilgisayar masası yoktu. kırmızı, yuvarlak bir yemek masamız vardı. onun üzerine kurmuşlardı bilgisayarı. eve girdiğimde gözlerim kamaştı. monitörü kocamandı, üstelik renkliydi. duvar kağıdı parlak bok yeşiliydi (sonra ben onu bulutlar olarak değiştirdim). şoka girmiştim. dokunmuyordum bile. sadece bakıyordum. ben bakarken adamlar parayı falan almış gitmişler. birkaç tane de cd bırakmışlar. hediye ingilizce sözlük yazılımı falan. biz nasıl sokulduğunu bilmiyorduk tabi. disket sürücüsüne sokmaya çalıştık. olmadı. bilgisayarcı akrabayı çağırdık. cd’yi yerleştirdi. cd sürücüm 52x olduğu için çok hızlıydı. cd dönmeye başlayınca vuuuvv sesi bizi ve bilgisayarcı akrabamı büyüledi. “oha uçuyo bu!” dedik hep bir ağızdan. bilgisayarcı çocuk da hayran kalmıştı. bana paint’i açtı. “bunla resim çizebilirsin.” dedi. 1 hafta falan hep resim çizdim. sonra karıştırmaya başladım. donatılar falan gezinirken oyunlar menüsünü gördüm. solitaire ve mayın tarlasını oynamaya başladım. okulum da başlamıştı. okuldayken zor dayanıyordum eve gitmemek için. bi gün dayanamadım, midemin bulandığını söyleyip okuldan çıktım. koşa koşa eve gelip solitaire oynamaya başladım. annem beni evde görünce çok kızdı. yalanımı da anlamıştı. ondan sonra sabretmeyi öğrendim. okuldan kaçmadım. sonra büyüdüm. şimdi laptop’um var. o günlerde bir laptop’um olacağını hayal bile edemiyordum. sadece çok aşırı zengin şirket sahiplerinin alabileceğini düşünüyordum. alınamayacak şey yokmuş. siz paradan ve zamandan haber verin. ama o günlerdeki duyguları tekrar yaşamak kasacak biraz. çocukken her şey daha güzel. hep çocuk olun.
bildiğiniz gibi yavşaklar çok arttı ve önlerini almak mümkün olmayan bi hale geldi. ben de bu konunun vehametini göz önüne alarak bi kaç tanımlama ve taktik belirtmek istedim. çünkü bazen çok can sıkıcı olabiliyorlar. bu can sıkan durumu leyhinize çevirmek elinizde. tabi %100 çalışmıyor lakin gayet tatmin edici sonuçlar almanız olası. ”kelimelere gell. olası molası ehehe.” yazısına şu tırnak içindeki kısım gibi saçmalıklar ekleyen adam yavşaktır. ben biraz yavşağım mesela. ama makul seviyede yavşaklık, gobel kişilikler tarafından kullanılmanızı engeller.
şimdi soru cevap şeklinde düşünceleri ve yavşakları netleştirelim.

suistimal eden arkadaş kimdir?
yavşaktır. seni zerre kadar umursamayıp sana işini gördürürken, senin işini yapmayan ultra yavşak oğlu yavşağın bir alt versiyonudur. seni az da olsa umursar. “naber?” dediğinde “iyiyim” diyebilir. bu da onu ultra yavşak oğlu yavşaktan ayırır.
ultra yavşak oğlu yavşak kız var mıdır?
vardır çocuğum. sevgilisi olan kızların %98’i ultra yavşak oğlu yavşaktır. sevgilisi yokken seninle gülüm balım geçinip her dakika hatrını soran kıza bumerang hissiyatını bahşeyleyen oğlan çocuğumuza da yanyavşak denir. yanyavşaklar genelde elma yanaklı, pazar tşörtlü, bol cepli pantolonlu olurlar. yüzlerinin herhangi bir kısmında mutlaka bir sakal ya da bıyık parçası bulunur.

yanyavşaklar gidici midir?
çoğunlukla (kesinlikle) gidicilerdir evladım. çünkü yalnızlıktan, erkeksizlikten duvarlara tırmanan kızceğizimizin eski güzel hayatını anlayıp yanyavşak kişisine trip atması durumu söz konusu olur. bu durum sonucunda yanyavşak serdar ortaç dinleyerek olay mahallinden uzaklaşmayı yeğler. boşlukta kalan kızceğizimiz derhal telefon rehberine sarılır. eski iyi arkadaşlarını kafasındaki karmaşık sisteme göre değerlendirir ve hamlelerini uygular. bu moddaki kızlarımıza götükamaşangiller denir.
götükamaşangiller’e nasıl davranmalıyız?
kesinlikle şefkat gösterin yavrum. “geçti canım” deyin “ben yanındayım. iyi ki varsın.” deyin. çok değil 3 vakte “ya ben seni çok ihmal ettim özür dileriieeaam :(” benzeri bir tepki alacaksınız. şimdi bumerangınıza binme vakti gelmiştir. sen misin beni siklemeyen der misali yandan hafif bi gülücük atın. “vaay. uyandın mı bal dudaklım?” diyerek oradan ayrılın. küfür etmeye lüzum yok. böyle sakin, güzel tepkiler daha koyucudur. “çok vicdansızcooaa” diyen kızlara da diyeceğim şudur ki “siktirin lan!”
suistimalci arkadaşa dönelim. suistimal eden arkadaşlara nasıl davranılır?
onlara da şefkat gösterin. ama zamansız şefkat gösterin. mesela mesincırdan gönderdiği iletiye 40 saat sonra ve o çevrimdışıyken “cnm yha pc başında diildim” yazın. yolda gördüğünüzde selam verirse alın, gülümseyin. hatır sorarsa “iyiyim, sen?” demeyin. sadece “iyiyim sağol” yeterli olacaktır. bi süre sonra tepkisizliğin boyutlarını arttırın. boşlukta çırpınsın yavrucek. zaten bi süre sonra sizin kullanılabilecek bi hıyar olmadığınızı nöronları kendisine anımsatacaktır.

diğer gudikler kimlerdir?
diğer gudikler tepkisizlik eylemini, ortada hiç bir sebep yokken size karşı kullananlardır. bu gibi gudiklere kısaca bugünkokandünkübok denir. cinsiyet ayrımları yoktur. durup dururken samimiyeti kesen bu gibi kişilere küfür edilmez. karşı saldırı leyhinize olacaktır. sosyal web sitelerinde ve mesenede “maloşlar” adında bir grup oluşturarak bu gibi kişileri oraya aktarın. bir süre sonra orada çürümeye başlarlar ve kendiliğinden yok olurlar.
peki düzgün düşünme yetisine kavuşamamış mal insanlara karşı ne yapmalıyız?
işte en çok bu gibi insanlardan korkun kuzularım. çünkü sizin ona sarf ettiğiniz en ağır tepkileri bile “sensin oooaa!” diyerek savuşturur ve ardından “salak şey” (daha ağırı da olabilir) gibi sıradan ucuz bi tepki vererek kendini galip ilan eder. tek çözüm uymamaktır. kaçın. zaten asıl istediği sizin tepkiniz olduğu için tepkisizlik yine en büyük kurtarıcınız olacaktır.
peki twitter gibi platformlarda boy gösteren ünlülere karşı neler yapmalıyız?
“günaydııınn”, “yaa çok sıcakk”, “cahil insanları sevmem, zaten ultrasyondan yeni çıktım” gibi twit’lerini retweet’leyebilirsiniz. kesinlikle yaptığı bir espri karşısında “:)))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))))” gibi tepkiler vermeyin. sorduğu soruları cevaplamayın. zaten size sormuyor, egosunu okşayacak birilerini arıyordur. cidden zor durumdaysa suistimal edebilirsiniz. piç olmak güzeldir. dalga geçin. ama cidden, cidden zor durumdaysa zaten twitter’da işi ne?

peki çaktırmadan sövme teknikleri neler?
yukarıdaki açıklamalarımda da belirttiğim gibi tepkisizlik sövüşlerin en ağırıdır. fakat ille de söveceğim diyen olursa diye onlardan da bi kuple bahşedeyim.
çaktırmadan sövüşler, mimikler ve imalarla icra edilirler.
mesela yamuk gülüş ve hafif kısık gözler çok etkilidir. karşındakini yerden yere vurur. doğru zamanda kullanılması şartıyla tabi… karı kız keserken atılan yamuk gülüşler ters tepebilir.
sonra şaşırtmak güzeldir. salak cümleler kurun, anlam bulmaya çalışlar. buldukları her anlama hayır onu kast etmedim deyin. aransın dursunlar.
nefes efektleri çok kullanılır. konuşmak istemediğiniz bir avele, çok nefes vererek sabit bir tonda “hııııııı” deyin. devam ederse ses tellerinizi kullanmadan derin nefes verin. yine devam ederse hem derin nefes alın hem de derin nefes verin. devam ederse senindir. sarıl ve onu hiç bırakma.
artık haklarını üzerime aldığım için şarkılarımı yayınlamamda bir sorun yok. biraz geç açılabilir, sabırlı olun.
samet safak - dream of leaf
not: bu şarkı Samet ŞAFAK üzerine kayıtlı olup 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında Telekomünikasyon Kurumu tarafından yetkilendirilmiş olan elektronik sertifika hizmet sağlayıcısı e-Güven ile tasdiklenmiştir.
hi. my name is cristiano ronaldo. and i use clear for men.
bu şen şakrak esprili, şakalı girişten sonra yazıya geçeyim. yazı uzun, çünkü özet geçilebilecek bi konu değil. ben her türlü dinlerim, düzenlemeye gerek yok diyorsan okumana gerek yok. ama ben bu arşiv düzenimle pek çok hanım kızımızın gönlünde taht kurdum.
daha önce yazdığım internette rahat surf ile ilgili yazımın bu denli teşekkür ve ilgi görmesi üzerine, bilgisayar konusunda az bilinen ve uygulanan bazı yöntemleri açıklamaya karar verdim. arada bir böyle yazılar yazacağım.
bu da kapı zili bak.

her ne kadar yasal olmasa da alayınızın bilgisayarında mp3 arşivi olduğu bariz. pek çok arkadaşımın bilgisayarını kurcalama fırsatım oldu. adam resimlerini, klasörlerini falan süper düzenlemiş ama mp3’ler darmadağın. o an bi ışık böle. beyazdı. çok korktum. sonra aklıma bi fikir geldi. kendi yöntemlerimi neden siz değerli okurlarımla paylaşmayayım ki dedim. merhaba bulut kardeş. süper giriş yazısı oluyo, kendimden soğudum, çok cıvımadan konuya dalalım. pisssmi.
öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki windows media player müzik dinlemek için kullanacağım en son yazılım. ne yaparsa yapsınlar halen daha çok karışık ve hantal. o yüzden bazılarınızın pek sevmediği winamp‘tan bahsedeceğim. sevmemenizin sebebi karışık gibi gözükmesi ve anlamamanız olabilir. dilediğiniz kadar karşılaştırın, sonuçta winamp ipi göğüsleyecektir. çünkü arşiv yönetimi muazzam.
** isim ve tag düzenleme**
şimdi arşiv nasıl düzenlenir onu inceleyelim. bütün şarkılarınızı yeni klasör altında toplamak ilkelliğinizin belirtisi olabilir. sakin olun. ben burdayım tamam. klasör hiyerarşisi sizi kurtaracak yegane dostunuzdur. lakin şarkı adları da düzenli olmalıdır.
peki nasıl yapılmalı?
şöyle balım.
öncelikle şarkılarınızı harddisk’inizin format attığınızda dokunmadığınız bölümünde (mesela d sürücüsü) bir klasör altına toplayın (çünkü etiketlendirme (tag) ve isimlendirme olaylarına gireceğiz). şayet çok aşırı dağınık bir mp3 arşiviniz yoksa, tek klasör altında toplamanıza gerek yok. buna kendiniz karar verin. şimdi bu mp3’leri isimlendirmeniz lazım. tek tek isimlendirmek epey zor bi iş olabilir. bu yüzden pratik bir yazılım kullanacağız: “the godfather”. tamamen ücretsiz olan bu yazılımı haburaya tıklayarak indirin. bu yazılım mp3 arşivinizi çok hızlı ve pratik bir şekilde düzenlemenize yardımcı olur.

yazılımı indirip kurduktan ve çalıştırdıktan sonra sol taraftaki klasör ağacından düzenlemek istediğiniz mp3 arşivinizin bulunduğu klasörü seçin (DİKKAT! şayet klasörünüzün içerisinde alt klasörler varsa ve siz oradaki mp3’leri de düzenlemek istiyorsanız, yazılımın sol alt kısmında bulunan “sub folders” seçeneğini aktif hale getirin, aktif hale getirmediğiniz takdirde sadece tıkladığınız klasörün içerisindeki mp3’ler görüntülenecektir). seçme işlemi tamam. şimdi yazılımı tanıyalım.

üst kısımda bulunan “rename” butonu, mp3 dosyalarınızı kolayca isimlendirmenize olanak sağlar. hemen yanındaki “tag” butonu da epey bi işimize yarayacak.
tag: bir mp3 dosyasının kimliğidir. dosya adı TRACK1’ken, şarkıyı çift tıklayarak açtığınızda “serdar ortaç - git” yazıyorsa, bunun sebebi o mp3’ün tag kısmının daha önceden düzenlenmiş olmasıdır. yani mp3’ün isminden ziyade etiketi öncelikli olarak görüntülenir.

şimdi mp3 dosyalarınızın tag kısımlarını düzenleyeceğiz ki isimlendirme de düzgün olsun.
the godfather yazılımındaki tag butonuna tıklayın. klasör ağacondan seçmiş olduğunuz klasör altındaki mp3’ler listelenecektir. bu bölümdeki artist, title ve album dışındaki tag’ler pek işinize yaramayabilir. isterseniz doldurun.
——— extra bilgi ———
mp3’ün tag kısmındaki istemediğiniz bilgileri silmek istiyorsanız, silinmek istenen kısmı belirten tag‘i aktif hale getirin ve textbox‘ı (yazı yazılan kutu) boş bırakın. aşağıdaki resimde turuncuyla seçtiğim alan silinecek mesela.
——— extra bilgi ———
şimdi artist ve title kutucuklarını işaretleyin. artist yazan kutucuğa %F1,
title yazan kutucuğa da %F2 yazın. bu saçma gözüken %F1‘lerin anlamı, tireden (-) önceki ve sonraki dosya adını programa tanıtmaktır. yani şöyle: “tarkan - kuzu kuzu” diyelim. burada “tarkan” %F1, “kuzu kuzu da” %F2’dir. şayet kuzu kuzudan sonra bir tire daha olsaydı, o tireden sonraki değer de %F3 olacaktı. eğer dosya adları yanlışsa, önce tag‘leri sonra dosya adlarını düzenleyin. orası size kalmış.

boş kutuların sağ taraflarında bulunan aşağı ok butonlarına basarak daha detaylı değişimler yapabilirsiniz. mesela dosya adı değil de klasör adını artist alanına yazdırabilirsiniz. butona basıp kurcalayın, ben anlatmıyorum çok uzuyor yoksa.
sıra geldi yaptığımız değişiklikleri uygulamaya. şimdi apply (ya da klavyeden F7) tuşuna basın. değişiklikler henüz uygulanmadı fakat uygulandığı takdirde neler olacağı aşağıdaki listede görüntüleniyor. şayet yapılan değişiklikler doğruysa update (F8) tuşuna basın. açılan yeni pencerede de update all (F8) tuşuna basın. şimdi dosyalarınız dilediğiniz şekilde etiketlendi.
sıra geldi dosyaları adlandırmaya. rename butonuna tıklayın. use case‘i seçmeniz yararınıza olacaktır. bu seçeneğin amacı dosya adlarında büyük küçük harf düzenlemesi yapmaktır. boş kutucuğa “%A - %T” yazın.
bunun anlamı şudur: %A: tag kısmındaki “artist”, %T: tag kısmındaki “title” değerini belirtir. apply butonuna tıklayarak değişiklikleri görün. emin olduktan sonra apply butonunun sağ kısmında kalan rename butonuna basın. artık dosya adlarınız düzenli.

işlemler bittikten sonra adı veya etiketi bozulan mp3’lerinizi winamp ile eski haline getirebilirsiniz. isimsiz şarkıların isimlerini bile bulabiliyor. tabi bazen yanlış sonuçlar elde edebiliyorsunuz. bunu yazının sonunda anlatacağım.
** klasörlere ayırma **
önerdiğim klasörleme sistemi örneği:
müzik>yabancı>2010>trip hop>massive attack>karmacoma “şarkılar…”

resimdeki gibi her bir albümün kapağının klasör kapağında görünmesini istiyorsanız, klasörün içerisine albüm kapağını atarak resmin adını folder.jpg olarak değiştirin.
buradaki yıl klasörünü istediğiniz gibi adlandırın. ben şarkıları bilgisayara yüklediğim tarihe göre adlandırıyorum ki bıktığım şarkıları görüntülememiş olayım. çok faydasını görürsünüz.
bu klasörleme sistemi sayesinde dilediğiniz şarkılara çok rahat bir şekilde ulaşabileceksiniz. nasıl olacağını merak ediyorsanız okumaya devam edin.
——— extra bilgi ———
mp3’lere tek tek resim yüklemek istiyorsanız, tag butonuna basın ve picture seçeneğini aktif edip dilediğiniz resmi seçin. seçtiğiniz resmin cep telefonu ve taşınabilir mp3 playerlarda da gözükmesini istiyorsanız, resim simgesinin hemen sağındaki büyüteç simgesine tıklayın ve type kısmını cover (front) olarak seçin.
——— extra bilgi ———
** arşivi pratik olarak görüntülemek ve kullanmak **
geldik winamp meselesine.

winamp‘ı neden bu kadar övdüğümü anlatayım şimdi. winamp hızlı arşiv yöneticisi ve eklenti desteği sayesinde gönüllerde taht kurmuştur. kişiselleştirilebilir görünümü de cabası. istediğiniz boyut ve renkleri kullanabiliyorsunuz. dilerseniz kendiniz tema bile yapabiliyorsunuz. biraz zor ama… neredeyse tüm laptoplardaki ve multimedya klavyelerdeki medya tuşlarını da destekliyor. bu özelliğin nasıl aktif hale getirildiğini de anlatacağım.
şimdi buraya tıklayarak winamp‘ın ücretsiz sürümünü indirin. kurulumu tamamladıktan sonra sizi şık ve pratik bir arayüz karşılayacak. sağdaki, soldaki oklara basarak ne işe yaradıklarını görebilirsiniz. playlist uzar, kısalır, genişler vs. tutun çekin düğmelere falan basın.
şimdi arşivimizi nasıl pratik olarak kullanacağız onu görelim.
mp3’lerinizin bulunduğu klasöre gidin. üzerine tıklayarak sürükleyin ve winamp‘ın alt kısmında kalan kitaplık kısmına bırakın. farklı yerlerde farklı mp3 klasörleri varsa onlarla da aynı işlemi uygulayın. kitaplığa tüm müziklerinizi koyduktan sonra geriye sadece istediğiniz mp3’ü kolayca bulmak kalıyor. o kadar hızlı ki… şimdi kitaplık bölmesinin üstünde kalan ara: satırına bilgisayarınızda kayıtlı olan bir mp3’ün herhangi bir bilgisini yazın. işte burada benim size önerdiğim klasörleme sistemi işe yaramaya başlıyor. hani demiştim ya bilgisayarınıza yüklediğiniz tarihe ve müzik türüne göre klasörlendirin diye, şayet yaptıysanız arama kısmına “2010 yabancı rock” yazdığınızda son yüklediğiniz yabancı rock şarkıları görüntülenecektir. dilerseniz sadece 2010 yazarak son yüklediğiniz tüm mp3’lerinizi görebilir ve dinleyebilirsiniz.
*ipod ve taşınabilir mp3 player’lar*

winamp sizi i-tunes işkencesinden kurtarır. ipod’unuzu otomatik olarak tanır ve kullanmanızı sağlar. tek yapmanız gereken dilediğiniz şarkı ya da şarkıları playlist’e atıp sağ tıkladıktan sonra “gönder“e tıklayıp ardından göndermek istediğiniz cihazı seçmek. bu kadar basit.
*bilgisayarınızdaki multimedya tuşlarını etkinleştirme*
winamp‘ı çalıştırın ve klavyeden “ctrl p” tuşlarına basın. sol taraftaki menüden “genel kısayollar”ı tıklayın. “varsayılan çoklu ortam bıdı bıdı” özelliğini aktifleştirin. bu kadar basit.

sıra geldi pratik eklentilere.
*messenger eklentisi*
neredeyse en çok aranan özellik, dinlenilen mp3’ün messenger’daki ne dinliyorum zımbırtısında gözükmesi. çok kolay. buraya tıklayarak eklentiyi yüklüyorsunuz. artık dinlediklerinizi kızlara göstererek hava atabilirsiniz.
*explorer context*
bu benim en sevdiğim eklenti. winamp‘ın playlist’indeki herhangi bir şarkıya sağ tıklayarak, direk mp3’ün sağ tık menüsüne ulaşabiliyorsunuz. yani kopyala, yapıştır, özellikler bıdı bıdı menüsü. bu özellik sevmediğiniz mp3’ü anında silmenize, göndermek istediğiniz mp3’e sağ tıklayıp “kopyala” ve ardından messenger konuşma penceresine tıklayıp “yapıştır”a tıklayarak mp3’ü anında gönderebilmenize, adını değiştirmenize, kısacası mp3 üzerinde yapabileceğiniz her türlü işleme çabucak erişim sağlıyor. bu eklentiyi de buraya tıklayarak indirebilirsiniz. tam olarak nasıl çalıştığını anlamadıysanız indirme link’ine tıklayarak açılan sayfayı inceleyebilirsiniz. orada resim de var.
*kayıp şarkı isimleri*
bu yöntemi bilen çok az kişi var. diyelim şarkının adı TRACK1 ve tag kısmı boş. siz de adını bulamadınız. korkmayın winamp var. playlist’teki şarkıya sağ tıklayın. dosya bilgisini göster ve ardından otomatik etiketle butonuna tıklayın. şayet bulamazsa başka bir yazılım da kullanabilirsiniz. benim şahsi önerim tunatic. buradan indirebilirsiniz.
umarım bu yazı işinize yarar. sorularınız olursa www.sametsafak.com/iletisim adresinden iletebilirsiniz.
adımı ve yazının kaynağını belirtmek koşuluyla alıntı da yapabilirsiniz.
sevgiler.


